0216 759 06 7510.00 - 18.00
Ataşehir / İSTANBULBarbaros Mah. Ardıç Sk. Varyap Meridian Sitesi 4 Katlı Plazalar Kısmı G2 Blok K:3 D:17

Anne Adayından Kaynaklanan Riskler

Anne Adayından Kaynaklanan Riskler

miyom, gebelikte miyom, perinatoloji uzmanı ataşehir

Miyom

Miyom nedir? 

Her 5 kadının birinde olan miyomlar, kadın rahminin en sık görülen iyi huylu tümörüdür. Ancak belirli kadınlarda çok daha sık görülmektedir. Miyomlar bulundukları yere göre şikayete neden olurlar. Ancak genel olarak en sık neden olduğu şikayet anormal kanama olmasıdır.

Miyom riskini artıran faktörler nelerdir?
  • Yaş: Miyomlar östrojen hormonu bağımlı tümörlerdir. Bu nedenle genelde 30-40 yaş aralığında büyürler, menopoza girince hormonların azalması nedeni ile geriler. Ancak tamamen kaybolmazlar.
  • Kilo ve beslenme: Aşırı kilo miyom gelişimini tetikleyen bir diğer durumdur. Myomlar kilolu kadınlarda normale göre daha sık görülmektedir.
  • Siyahi ırk: Bazı hastalıklar vardır ki ırk seçer. Miyomlarda bunlardan birisidir. Siyahi kadınlarda miyomlar çok daha sık görülmektedir.
  • Çocuk doğurmamak: 30 yaşından önce gebelik ve doğum tecrübesi yaşamamış kadınlarda miyom gelişimi çok daha sıktır. Bu durum miyom gelişimi için en riskli durumdur.
  • Genetik yatkınlık: Bazı aileler miyom gelişimine yatkındır. Kesin olarak saptanmamış olsa da miyom gelişimine yatkınlık oluşturan bazı genetik anormallikler varlığı düşünülmektedir. Bu hastalar özellikle 20’li yaşlarda miyomu olan kadınlardır. Bu nedenle genç yaşta miyomu olan kadınların ailevi risk faktörleri bulunmaktadır.
  • Sedanter hayat: Spordan uzak durum kadınlarda miyomların çok daha sık görüldüğü bilinmektedir.
  • İlaçlar: Kadınlık hormonları ve türevleri,  miyom gelişimini tetikleyebilir.
Miyom gelişim riskini azaltan durumlar nelerdir?

 Miyom gelişim sıklığını azaltan bazı durumlar vardır. Bunlar;

  • Bebek doğurmak
  • Sigara içmek
  • Zayıf olmak

Bu durumlar içerisinde miyom gelişim riskinin en çok azaltan durum doğum yapmaktadır. Her doğum, kadında miyom gelişim riskini azaltmaktadır.

Miyom hangi şikayetlere neden olur?

 Miyomlar, bulundukları yere göre şikayete neden olmaktadır. Aşağıda myom şikayetlerini görülme sıklığına göre sıralanmış bulacaksınız;

  • Şikayete neden olmaz ( en sık )
  • Adet kanamasının artırır
  • Adet ağrısını artırır
  • İlişki sırasında ağrıya neden olur
  • Sık idrara çıkmaya neden olur
  • Kabızlık ve dolgunluğa neden olur

Görüldüğü gibi miyomun en sık şikayeti aslında yoktur. Çoğu kadın muayene oluncaya kadar miyomu olduğunu bilemez. Bu nedenle her kadının yılda bir kez muayene olması gerekmektedir.

Miyomlar vücutta nereye yerleşir?

Miyomlar vücutta en sık rahimde bulunur. Ancak bunun dışında çok nadir alanlarda da miyomlar bulunabilir. Örneğin akciğer bunlardan birisidir veya karın içerisinde herhangi bir alanda veya dış genitalde dudak yapılarında miyomlar gelişebilir.

Miyomlar en sık rahimde bulunmaları nedeni ile bu alan ayrıntılı bilinmelidir.

Göz atabilirsinizRahim Hastalıkları

Rahimde miyomların bulundukları yerler;

  • Rahmin dış kısmı ( subseröz )
  • Rahim duvarının içi ( intramural )
  • Rahim duvarının altı ( submüköz )
  • Rahmin tam iç kısmı ( intra kaviter )

Rahim dış kısmı ( subseröz )

Bu miyom yerleşiminde, tümör rahim yatağı yönüne değil, rahim dış kısmına doğru büyür. Dış kısma doğru büyüyen miyomlar kadınlarda sıklıkla herhangi bir şikayete neden olmamaktadır.

Bazen küçük boyutta olabileceği gibi bazen de inanılmaz boyuta büyüyebilir. Ancak çok hastanın karında şişkinlik dışında bir şikayeti yoktur.

Rahim duvarının içi ( intramural )

Miyomlar en sık bu durumda saptanır, rahim kas dokusu içerinde yerleşen miyomlar adet kanamasını ve ağrısını artırır. Sıklıkla çok büyümezler, çünkü büyük boyuta gelmeden şikayete neden olmaktadır.

Rahim duvar yapısının altı ( submüköz )

 Rahim duvarı denilen yapının hemen altında yerleşiktir. Bu alanda bulunan miyomlar çok küçük olsalar bile aşırı kanamaya neden olurlar. 1-2 cm çaplı olanlar bile hemen şikayete neden olmaları nedeni ile erken dönemde tespit edilirler. Ek olarak bu miyomlar rahim yatağını bozmaları nedeni ile gebeliğin yerleşmesine engel olabilirler. Oluşmuş gebeliğin düşmesine neden olabilirler.

Rahim tam iç kısmı ( intra kaviler )

 Bu miyom lokalizasyonu, diğer yerlerden farklı olarak hem adet kanamamasını artırırken ek olarak ara kanamayada neden olabilmektedir. Çünkü normalde miyomlar ara kanamaya neden olmazlar. Ultrason ve histeroskopi ile kolaylıkla saptanırlar. Bazen rahim filminde bile görülebilirler.

Miyom tanı yöntemleri nelerdir? 

Sıklıkla normal kontrol sırasında veya şikayeti olan hastanın yapılan ultrason incelemesinde kolaylıkla saptanır. Ön tanı için ek işleme sıklıkla gerek kalmaz, anca çok sayıda miyom varlığında bazen MR inceleme gerekebilir.

Miyoma eşlik edebilen durumlar nelerdir?

Miyom, östrojen ile gelişen tümörler olması nedeni ile bazen ek hastalıklar ile birlikte olabilir. Miyomlara ek olabilen hastalıklar aşağıda sırlanmıştır;

  • Rahim duvarı kalınlığında artış
  • Rahim ici polip gelişmesi
  • Adenomyozis
  • Yumurtalık kisti ve tümörü
  • Meme kanseri
  • Böbrek kanseri

Bu nedenle miyomu olan kadınlarda ek hastalık olasılıkları da araştırılmalıdır.

Miyomlar ilaçla tedavi edilir mi?

Hayır, ancak ilaç ile geçici süre küçültülebilirler. Ancak bu ilaçlarda ciddi yan etki oluşturabilen ilaçlardır. Hasta ile konuşularak karar verilen tedavilerdir. Kadının ilaçların olası yan etkilerini ve sonuçlarını bilmesi gerekir.

myom, gebelikte myom, miyom, miyomektomi, miyom ameliyatıMiyomların cerrahi tedavileri nelerdir?

Miyomlar bulundukları yere göre ameliyat tipleri değişmektedir. Ameliyata karar verirken çok sayıda faktör göze alınmalıdır ve en az 3 farklı doktorun ameliyat kararında ortak fikri olmalıdır.

  • Açık ameliyat
  • Kapalı ameliyat
  • Histeroskopik ameliyat

Üç farklı yoldan miyomlar alınabilmektedir.

Genel olarak açık miyomektomi   en çok tercih edilen yöntemdir. Bu ameliyatta miyom boyutuna göre bir kesi yapılarak rahimden miyom alınır ve oluşan efekt kapatılır.Çıkarılan miyomlar patolojik incelemeye gönderilir.

Kapalı ameliyat ( laparoskopik ) ise eski yıllara göre artık çok tercih edilmemektedir. Çünkü rahimden alınan miyomun karın dışarısına çıkarılırken kullanılan morselatör denen aletin, ABD’de kullanımı yasaklanmış olmasıdır. Bu nedenle morselatör denen aletin kullanılacağı kapalı ameliyat tercih edilmemektedir.

Histeroskopik miyom çıkarımı hasta için son derece konforludur. Ameliyat kesisi yoktur. Alt kısımdan yapılması nedeni ile rahime ve karın bölgesine çok daha az zarar verilir.

Gebelik öncesi miyom alınır mı?

Burada karar verilmeden önce hastanın ayrıntılı muayene edilmesi, miyomları yerleri, çapları ve hastanın genel durumu değerlendirmeli ve sonra karar verilmelidir. Size tavsiyemiz, en az 3 farklı doktorun aynı şekilde karar beyan etmesi sonrasında ameliyata karar vermenizdir.

Miyom ameliyatından sonra ne zaman gebe kalınır?

Miyom ameliyatı sonrası gebelik zamanlamasına karar vermede, miyom alma ameliyatını yapan doktorun ön görüsü en doğrusudur. Çünkü ameliyatta miyomu, çıkarıldığı alanı, yaptığı kesiyi ve tamiri yapan doktorun tecrübesi son derece önemlidir. Ek olarak rahim içine girilip girilmediği bir diğer önemli noktadır. Ancak ciddi bir miyomektomi geçiren her kadının 1 yıldan önce gebe kalmaması önerilir. Ancak histeroskopik myomektomi sonrası vakanın durumuna göre 3-6 ay içerisinde gebe kalınabilir.

Miyom nedeni ile rahim alınır mı?

Kadının bebek isteğinin olmadığı ve yaşının 40 üzeri olduğu durumlarda, ön ilaç tedavilerine rağmen geçmeyen şikayetler varlığında rahim alınabilir. Bu ameliyatta sadece miyomlar içeren rahim alınır. Yumurtalıklar alınmaz, yani hasta menopoza girmez.

Miyomlar gebeliği nasıl etkiler?

Bu konu riskli gebelik sınıfına girer; düşük, kanama, erken doğum, bebek kaybı, makat duruş, sezaryen olunması ve doğum sonrası kanamaya neden olabilen bir durumdur. Anne adayının dikkatli takip edilmesi ve riskler konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Göz atabilirsinizRiskli Gebelik Belirtileri Nelerdir?

Gebelikte myom dejenerasyonu ( miyom ölümü ) nedir? 

 Gebelikte miyomlar yerleşim yerlerine göre farklı hallere girebilirler. Büyüyebilirler, kanayabilirler veya küçülebilirler. Bu durum takipte netleşir. Ağrı, kanama ve erken doğuma neden olabilirler.

Miyomu olan anne adayında doğum nasıl olur?

Miyom rahim duvarında bulunduğu yere göre gebeliği etkileyebilir. Gebelik kaybına neden olabileceği gibi, bebeğin duruşunu ve beslenmesinin bozabilir. Özellikle rahimin alt kısmında ise doğum kanalını kapayabilir ve sezaryene neden olabilir. En sık neden olduğu durum normal doğuma engel olmasıdır. Bu durumda sezaryen ile doğum gerçekleştirilir. Miyomun sezaryen sırasında alınıp alınmaması ise tamamen ameliyat içerisinde karar verilen bir durumdur. Karar vermede hekimin tecrübesi en önemlisidir.

gebelikte kanser, gebelikte meme kanseri

Gebelikte Kanser

Kanser hastalığı gebeliği etkiler mi? Her anne adayında, yaşına uygun gurupta görülen kanser tablosu gelişebilmektedir. Bu nedenle hastanın hekime söylediği her şikayet dikkatlice dinlenilmeli ve gerek olduğunda ek test ve görüntüleme yöntemleri kullanılmalıdır. Ancak gebeliğin normal şikayetlerinin bir kısmı, bazı kanserlerin şikayetleri ile karışabilmekte veya gebelik kanseri maskeleyebilmektedir. Bu nedenle bazı kanserler gebelikte maalesef daha ileri aşamada tespit edilmektedir. Gebelik sırasında kansere yakalanılır mı? Gebelik kanser oluşumunu tetikler mi? Gebelik kanser gelişimini tetiklemez, hatta çoğu kanserin gelişim olasılığı azaltır. Özellikle her gebelik ,rahim duvarı kanseri, yumurtalık kanseri ve meme kanseri gelişme riskini azaltmaktadır. Bu nedenle gebeliğin kansere karşı koruyucu olduğu söylenebilir. Gebelik sırasında hangi kanserler sıklıkla ortaya çıkabilir? Gebelikte görülen kanserler her geçen yıl artmaktadır. Bunun nedeni ise anne adaylarının daha ileri yaşlarda gebelik elde etmeleridir. Gebelikte genel olarak en sık görülen kanser, meme kanseridir. Günümüzde her 8 kadının birisinde meme kanseri görülebilmektedir. Gebelik sırasında kanser tedavisi yapılabilir mi? Gebelikte vücudun herhangi bir yerinde kanser…

gebelikte sistit, gebelikte idrar yolu enfeksiyonu, gebelikte böbrek hastalığı, böbrek nakllinde gebelik

Gebelikte Böbrek ve İdrar Yolları Hastalıkları

Gebelikte sık rastlanan böbrek hastalıkları nelerdir?

Gebelikte en sık idrar yolunda enfeksiyon görülebilmektedir. Tedavi edilmez ise enfeksiyon üst kısma yayılım gösterebilmektedir. Bu nedenle idrar yolu enfeksiyonu kesinlikle tedavi edilmelidir. Sonrasında sık aralıklarla idrar tahlili tekrar edilmelidir.

Böbrek ve idrar yolu enfeksiyonları, gebeliğin en sık karşılaşılan enfeksiyondur. Gebeliğin neden olduğu değişiklikler bu durumun gelişmesine neden olmaktadır.

Bu enfeksiyonlar;  

  • Şikayet olmadan idrarda enfeksiyon görülmesi
  • Akut idrar yolu enfeksiyonu
  • İdrar torbası enfeksiyonu (sistit)
  • Böbrek enfeksiyonu ( pyleonefrit )
  • Taş düşürülmesi’dir.

Rutin gebelik takibinde belirli aralıklarla şikayet olmasa bile, idrar tahlili veya idrar kültürü yapılması önerilir. Ek olarak idrar yaparken yanma, acıma, sık idrara çıkma, bulantı, kusma, kasık ağrısı ve yan ağrısı gibi durumlarda kesinlikle idrar yolu enfeksiyonu araştırılmalıdır.

Gebelikte diyaliz:

Sık diyaliz ile anne ve bebek korunmaya çalışılır. Erken doğum ve gebelik zehirlenmesi riski vardır. Anne adayı yakın takip edilmelidir.

Böbrek nakli sonrası gebelik;

Gebelikte belirli ilaçlar kullanılabilmektedir ( cyclosporin, tacrolimus ve steroid ) kullanılabilir. Ancak ilaç yan etkisi ve organ rejeksiyonu gelişebilir. Gebelikte gizli şeker ve gebelik zehirlenmesi gelişme ve gelişme geriliği riski normalden fazla artmıştır.

Böbrek hastaları gebelik sürecince nelere dikkat etmelidir?

Gebelik idrar yolu enfeksiyonu riskini artıran bir durumdur. Bu nedenle belirli aralıklarla idrar tahlili ve kültürü yapılması önerilir. Anne adayının hijyene dikkat etmesi, idrarını uzun süre tutmaması ve günlük sıvı alımını arttırması önerilmektedir.

Böbrek hastalıkları gebeliği tehlikeye atar mı?

Kesinlikle evet, düşük, erken doğum ve doğum sonrası enfeksiyon riskine neden olabilmektedir. Bu nedenle yeterli ve doğru tedavi verilmeli ve hastanın önerilere uyması önerilir.

Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu tedavisi bebeğe zarar verir mi?

Gebelik ve lohusalık döneminde, anne adayına ilaç verirken her koşulda dikkat edilmesi gerekmektedir. Verilecek olan ilacın bebeğe herhangi bir zararlı etkisinin olmaması gerekmektedir.

Bu nedenle hekiminize mevcut durumunuzu belirtmeyi unutmayınız.

gebelikte kusma, gebelikte bulantı, gebelikte hepatit

Gebelikte Mide, Bağırsak ve Karaciğer Hastalıkları

Gebelikte bulantı ve kusma  (Emezis gravidarum) :

Özellikle sabahları olan, orta düzeyde bulantı ve kusmadır. 14-16. haftaya kadar devam edebilir. Bulantı ve kusmanın kesin sebebi bilinmemekle birlikte emosyonel stres, gebelikteki nöroendokrin değişiklikler (hCG-estrojen), kız bebek, hipertiroidi ve helikobakter pylori ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

Gebelikte aşırı bulantı ve kusma (Hiperemezis Gravidarum):

Aşırı bulantı-kusma hastada açlık ketozu, kilo kaybı ve aşırı sıvı kaybına yol açacak kadar şiddetli ve tedaviye dirençli olması ve uzamasıdır. Çoğul gebelik, üzüm gebelik, barsak, böbrek, tiroid ve karaciğer hastalıkları araştırılmalıdır.

Tedavide bulantı ve kusma için ilaçlar ve vitamin desteği verilir. İlaçlar basamak basamak denenmelidir. Başarısız kalınması durumunda anne beslenmesi için damar yolundan beslenme tercih edilebilir.

Gebelikte mide yanması:

Sıklıkla 20-24. haftadan sonra görülür. Yemek sonrası mide ve yemek borunda yanma meydana gelmektedir. Bu durumda anne adayı bilgilendirilir, önerilerde bulunulur ve gereken ilaçlar ile şikayetin geçirilmesi sağlanır. Bu durumun kısmen normal olduğu da unutulmamalıdır.

Gebelikte mide ülseri:

Gebelikte mide ve barsak ülserleri gebelik öncesine göre daha az görülmektedir. Ancak yine de gelişebilir. Bu durumda gereken ilaçlar verilmelidir.

Gebelikte inflamatuar barsak hastalıkları (IBH) ve crohn ve ülseratif kolit:

Gebelikte IBH seyrinde alevlenme olmaz. 5-ASA, sulfasalazin Infliximab, adalimumab, azothioprine, siklosporin gerek olur ise gebelikte kullanılabilir.

 Gebelikte apandisit:

Gebelikte en sık karın cerrahisi nedeni apandisittir. Gebelikte apandisitin yeri değiştiği için tanı konması güçleşir. Tanısı geç konulduğu için perforasyon riski daha fazladır. Özellikse son trimesterde perforasyon riski çok daha fazladır. Tanıda şüphe varlığında MR kullanılmaktadır. Gebelikte MR incelemesi güvenle yapılabilmektedir.

Gebelik kolestazı:

Gebelik kolestazı veya gebeliğin tekrarlayan sarılığı ismi de verilir. Özellikle son üç ayda ortaya çıkan kaşıntı (en sık) ve sarılık belirtilerinin en sık nedenidir. Hastalığın kesin nedeni bilinmemekle birlikte artan östrojen veya genetik yatkınlık ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak hastalıkta safra asitlerinin temizlenmesi bozulmuştur ve plazma safra asit düzeyleri artar. Her gebelikte tekrarlama eğilimi vardır. Tedavi palyatiftir. Genelde maternal sekel bırakmaz. Ancak safra asitleri 40 µmol/L üzerine çıktığında olası riskler nedeni ile doğum başlatılma seçeceği sunulur.

Gebelik ve hepatitler:

Gebelikte, gebelik öncesine göre gidişatı daha kötü olan sadece hepatit E hastalığıdır. Herhangi bir aktif hepatit enfeksiyonu varlığında bulaşı azaltmak için sezaryen önerilmez veya laktasyon engellenmez.

Hepatit A ve gebelik : Bebeğe zararlı değildir, bebeğe geçişi yok kabul edilir. Gebelikte olur ise sadece diyet ve istirahat sağlanır.

Hepatit B ve Gebelik: Gebelik öncesi veya gebelikte riskli hastalar aşılanmalıdır. Hepatit B taşıyıcısı olan anne adayının gerekli önlemleri alınarak emzirmesine izin verilmelidir.

Gebelikte safra kesesi taşı:

Gebelik safra kesesi taşı oluşumunu artırır. Bu duruma ikincil olarak gebelikte pankreatit de artmıştır. Tedavi yaklaşımları gebe olmayan hastalarla aynıdır.

Gebelikte Enfeksiyonlar

Gebelikte sık görülen enfeksiyonlar nelerdir?

Gebelik sırasında da hastalıklara neden olan enfeksiyonlar görülebilir. Bu enfeksiyonlar;

  • Varicella-Zoster (Su Çiçeği)
  • Herper Simplex (Uçuk Virüsü) 
  • Influenza A
  • Parvovirüs B19 (eritema infektiosum veya 5. hastalık)
  • Kızamıkcık(rubella)
  • Sitomegalovirüs(CMV)
  • Zika Virüsü ‘dür. 

Detayları aşağıda belirtilmiştir.

Gebelikte varicella-Zoster (Su çiçeği)

Gebelikte su çiçeği enfeksiyonu görülebilir ve hatta daha şiddetli seyredebilir. Gebelik sırasında görülen su çiçeği annede zatürre ve ölüm riski barındırır. Ancak hastalığın tekrar etmesi sonucunda oluşan tabloya zona denir. Bu durum, normalden daha ciddi seyretmez ve bebekte anomaliye neden olmaz. Hastalık gebeliğin 20. haftasından önce görüldüyse ve bebek enfekte olduysa bebekte anomali gelişme riski yüzde 2’dir. Bu riskler; serebral atrofi -kemik ve cilt defektleri-hidronefroz-koryoretinit olabilir. Su çiçeğinde bebek gebeliğin 20.haftasından sonra enfekte olduysa anomali gelişme ihtimali daha fazla düşer. Ancak enfeksiyon doğuma yakın bir sürede geçirildiyse yüzde 25 ölümcül seyretme riski ortaya çıkabilmektedir.

Gebelikte su çiçeği ile enfekte olan kişiyle şüpheli temas durumunda ilk 96 saat içinde varisella zoster Ig (VZIG) yani su çiçeği – zona tarama testi yapılmalıdır. Doğumdan 5 gün önce veya 2 gün sonra annede enfeksiyon olursa yeni doğana VZIG testi uygulanmalıdır. Ancak su çiçeği aşısı gebelikte yapılmamalıdır. Emzirme döneminde yapılabilir, aşı sonrası 1 ay gebe kalınmamalıdır.

Gebelikte herpes simpleks (uçuk virüsü )

Herpes simpleks diğer bir adıyla uçuk virüsüdür. Dudak, burun veya genital bölgede yerleşebilir. Bu nedenle doğum öncesi anne adaylarımıza bir test ile bu virüsün varlığını tanırız. Virüsün varlığında normal doğum gerçekleşirse bebek herpes simpleks virüsü ile doğum sırasında enfekte olabilir. Bu durumda bebekte hayati risk gelişebilir ve bebekte sekel kalabilir. Aktif herpetik lezyon varlığında ise doğum sezaryen ile tamamlanmalıdır. 

Gebelikte influenza A virüsü

Influenza virüsü diğer bir adıyla grip virüsüdür ve gebelik sırasında tehlikeli olabilir. Anne adayında şiddetli akciğer tutulumu yapabilir. Bebekte kalıcı bir etkiye neden olmaz fakat yüksek ateş yaşandığında nöral tüp defekti yani bazı bebeklerin omurilik ve beyninin gelişiminde anormallik yapabilir. Ölü doğum ve erken doğuma neden olabilir. Grip aşısı bu noktada hayat kurtarıcıdır ve gebelikte grip aşısı uygulanır. grip aşısının bebekte kalıcı bir etkisi bulunmamaktadır.

Gebelikte parvovirüs B19 (eritema infektiosum veya 5. hastalık)

Parvovirus-B19 küçük bir DNA virüsü olup Parvoviridia ailesinin bir üyesidir. Tokatlanmış yanak sendromu olarak da bilinen 5.hastalığa neden olabilir ve gebelikte de görülebilir. Gebelik sırasında görülen parvovirüs B19’un anne üzerine olumsuz bir etkisi yoktur. Aşısı ve tedavisi yoktur. Annede ateş, döküntü ve simetrik poliartrit görülür. Bebekte ise gebeliğin 20. haftasından önce görülmesi durumunda bebekte kansızlığa neden olarak kalp yetmezliğine neden olabilir.

Gebelikte kızamıkçık (rubella)

Gebelikte bilinen en zararlı enfeksiyon ajanı kızamıkçık yani rubella‘dır. Bu nedenle doğurganlık çağında olanların rubella ajanı açısından araştırılması gereklidir. Erişkin kadında %15-17 seronegatiflik vardır. Negatifler MMR (Kızamık-kabakulak-kızamıkçık) aşısı ile aşılanmalı ve aşı sonrası en az bir ay gebe kalınmamalıdır. Kazara gebelikte aşı yapılması durumunda bile fetal anomali bildirilmemiştir. Gebelikte ilk kez kızamıkçık geçirilir ise aileye bebeğin yaşayabileceği olası riskler anlatılmalı ve seçenekler sunulmalıdır.

 Gebelikte sitomegalovirüs(CMV)

Sitomegalovirüs enfeksiyonu oldukça yaygındır ve en sık görülen yeni doğan enfeksiyonlarından biridir. Yenidoğana bulaşma yolu ise sıklıkla enfekte olan anne yoluyla olmaktadır. Gebelik sırasında geçirilen sitomegalovirüs enfeksiyonunun şiddetinde bir artış yaşanmaz. Gebelikte ilk trimesterde primer enfeksiyonun geçirilmesi durumunda %40 oranında fetal enfeksiyon gelişir. Bunlarında %5inde konjenital CMV sendromu ile doğar. Büyük grubu asemptomatik doğar. Sıklıkla ultrason sırasında bebeğin vücudunun değişik alanlarında kalsifikasyon ve barsak ekojenitesinde artış görülebilmektedir. Ek olarak bebek başında su toplaması, karaciğer ve dalak büyümesi görülebilir. Şüpheli durumlarda anne kanında CMV IgG ve IgM araştırılması, IgG avidity testi yapılabilir. Sonuçlar ile hasta tekrar değerlendirilir ve gerek olur ise tanı amaçlı ek test yapılabilir.

Gebelikte zika virüsü

Zika virüsü ilk olarak Uganda’daki maymunlarda ve sonrasında da ilk olarak Nijerya’da insanlarda görülmeye başlanmıştır. Ancak virüsün yayılımı yalnızca bu ülkelerle sınırlı kalmamış ve seyahatler aracılığıyla pek çok ülkede hastalığa yakalanan insanlar olmuştur. Zika virüsünün en sert etkisi gebeliklerde ortaya çıkmaktadır. Çünkü gebelikte zika virüsü ile enfekte olunması annede değil ama bebekte ciddi etkilere neden olur. Bebekerde mikrosefali yani kafa çapının küçük kalmasına neden olan zika virüsünün aşısı ya da tedavisi yoktur.

Gebelikte toksoplazmozis

Toksoplazma yani gondii en sık doku kisti içeren veya kedi dışkısı ile dışarı çıkan oositi taşıyabilen çöp, toprak veya su ile temas etmiş gıda veya etin az pişmiş veya pişmemiş halde yenilmesi ile orttaya çıkar. Annede toksoplazmozis sıklıkla şikayete neden olmaz. Önceki maternal immünite fetal enfeksiyonu önler. Fetus ancak primer maternal enfeksiyon gebelikte geçirilirse enfekte olur. Konjenital enfeksiyon olma olasılığı gebelik haftası arttıkça artar. Ancak erken gebelik haftasında enfekte olan fetüslerde daha çok etkilenme olur. Erken haftalarda olursa aborta, ileri haftalarda olur ise preterm eyleme neden olabilir. Yeni doğanların çoğunda bulgu yoktur.

Toksoplazmozis enfeksiyonunun aşısı bulunmamaktadır. Bu nedenle önlem almak çok önemlidir. Et iyi pişirilmeli, sebze ve meyveler çok iyi yıkanmalı ve evde kedi besleniyorsa mutlaka iyi pişmiş et ile beslenmelidir.

Gebelikte teratojenik enfeksiyon nedir?

Bebeğe anne karnında zarar verebilen kimyasal veya mikrobik hastalık ajanlarına teratojen denir. Bilinen teratojenik ajanlar içerisinde en sık görülenler; kızamıkçık, CMV, herpes virüs, ve toksoplazma gibi ajanlardır. Ancak şüphelendiğinde diğer ajanlarda araştırılmalıdır. Enfeksiyon ajanlarının bir kısmı gebelikte, normale göre daha ağır seyretmekte ve anne hayatını tehdit edebilmektedir. Ek olarak bazı enfeksiyonlarda, bebeğin eşinden geçerek bebeğin organlarının gelişimini etkileyebilir.

Gebelikte TORCH enfeksiyonları nelerdir?

TORCH kısaltması, toksoplazma, rubella, CMV, Herpes virüs ve diğerleri (other) baş harflerinden oluşan kısaltmadır. Bu tarama daha da genişletilebilir. Bebeğin detaylı ultrason incelemesi sırasında enfeksiyon olasılığından şüphelenilir ise TORCH enfeksiyon ajanları taranabilir. Taramaya anne adayından başlanır, ancak sonrasında gerek olur ise bebeğin suyundan veya bebekten alınan kan örneği ile ek inceleme ve testler yapılabilir.

Gebelikte enfeksiyon tehlikeli midir?

Gebelikte bazı enfeksiyonlar, sadece anne adayını etkilerken, bazı enfeksiyonlar hem anne hem de bebeği etkileyebilmektedir. Ek olarak enfeksiyonun geliştiği gebelik haftası da önemlidir. Çünkü gebeliğin ilk üç ayında gelişen enfeksiyon bebeğin organ gelişimini çok daha fazla etkileyebilmektedir. Doğuma yakınlaşıldıkça bebek çok daha dirençli olabilmektedir. Ancak özellikle herpes virüs enfeksiyonu doğumda bebeğe bulaşır ise bebekte beyin zarı iltihabına neden olabilir ve bu durum kalıcı tekel bırakabilir. Aile bu açıdan bilgilendirilmelidir. Bir diğer doğumda bulaşabilen HPV enfeksiyonudur. Normal doğum sırasında bebeğe olası bulaş, bebeğin ses tellerine yerleşebilmektedir. Bu olasılık aile ile paylaşılmalı ve konu hakkında bilgilendirilmelidir.

Gebelikte enfeksiyon belirtileri nelerdir?

Enfeksiyonlar her durumda şikayete neden olmamaktadır. Ancak sıklıkla ateş, halsizlik, cilt döküntüleri, eklem ağrısı, kas ağrısı, ishal ve kusma ile karşımıza çıkabilir. Ancak enfeksiyonun türüne göre çok farklı klinik tablo oluşabilmektedir. Herhangi bir şikayet olması durumunda hekim ile görüşülmeli ve gereken testler yapılmalıdır.

gebelikte nörolojik hastalıklar

Gebelikte Nörolojik Hastalıklar

Gebelikte en sık görülen nörolojik hastalıklar nelerdir?

  • Migren
  • Epilepsi 
  • Multipl Skleroz 
  • Myasthenia Gravis’tir. 

Detayları aşağıda belirtilmiştir.

Gebelikte migren

Gebelikte en sık görülen nörolojik semptom baş ağrısıdır, bunun da en sık nedeni migrendir. Gebelikte, menstrüel migreni olan hastalarda belirgin düzelme olurken, nonmenstrüel migreni olanlarda durum ya değişmez ya da kötüleşebilir.

Gebelikte epilepsi

Gebelikte en sık görülen ikinci nörolojik hastalık epilepsidir, ancak migrene göre çok daha ciddi sonuçları olabilir. Epilepsinin kendisi gebeliği olumsuz etkilemesinin yanı sıra (hipertansiyon, preterm eylem ve ablatio plasenta), gebelik süreci de epilepsiyi olumsuz etkilemektedir (atak riski artar). Bu nedenle gebelik öncesi kesinlikle perinatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve nöroloji uzmanı ile birlikte ilaç seçilimi yapılmalıdır.

Multipl Skleroz

Gebelikte en sık görülen demyelinizan hastalıktır. Gebelikte hastalığın seyrinde bir değişiklik olmaz. Ancak postpartum yani doğum sonrası dönemde alevlenme sıklıkla gerçekleşir.

Myasthenia Gravis

Gebeliğin bu hastalık üzerine etkisi yoktur. Ancak MG’li hastaların gebelikleri olumsuz etkilenebilir. Bu hastalar normal doğum preeklampsi veya SSS korumak amaçlı magnezyum verilmesi krize sokabilir. Yeni doğanlarda ise geçici süre aynı semptomlar görülür.

Hangi nörolojik hastalar gebelik sürecinde nelere dikkat etmelidir?

Gebelik sürecindeki en önemli nörolojik hastalık olarak epilepsi (sara) hastalığı görülmektedir. Dikkatli takip edilmediğinde anne ve bebeği hayati riske sokabilecek epilepsi hastalığında gebelik takibi riskli gebelik uzmanı ve nöroloji uzmanı tarafından yürütülmelidir.

Nörolojik ilaçlar gebelik sürecinde kullanılabilir mi?

Epilepsi (sara) hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu bebek için tehlikeli ilaçlardır. Bu nedenle gebelik öncesi ilaçlar değiştirilmelidir. Ek olarak epilepsi hastalarının doğumda atak geçirme riski bulunduğundan doğum planlamaları sıklıkla sezaryen olarak yapılmaktadır. Ancak burada karar için nöroloji uzmanının da fikrinin alınması gerekmektedir.

gebelikte kalp hastalıkları, gebelikte kalp ilaçları, kalp hastaları hamile kalabilir mi

Gebelikte Kalp Hastalıkları

Gebelikte kalp hastalıkları nelerdir?

Gebelikte kalp hastalıkları önemli oranda anne ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Gebelik süresince görülen fizyolojik kalp ve dolaşım sistemi değişiklikleri bazı kalp hastalıklarında risk artışına yol açar. Bu nedenle gebelikte kalp hastalıkları anne adayları açısından sınıflara ayrılmıştır.

Gebelikte kalp hastalığının sınıflaması;
  • Class I: Fiziksel aktivitede sınırlama yok
  • Class II: Fiziksel aktivitede minimal sınırlama var
  • Class III: Fiziksel aktivitede belirgin sınırlama var
  • Class IV: İstirahatte semptomatik

Bu sınıflamaya göre I ve II. grupta anne ve bebek riski düşüktür, gebelik tolere edilebilir. Ancak III ve IV.de risk önemli oranlarda artar. Bu hastalara gebelik önerilmez.

Gebeliğin önerilmediği kalp hastalıkları nelerdir?

  • Eisenmenger sendromu
  • Primer pulmoner hipertansiyon
  • Şiddetli mitral darlık
  • Kapak tutulumu olan aort koarktasyonu
  • Aortik tutulumu olan Marfan sendromu
Kalp kapak hastaları hamile kalabilir mi?

Gebelikte kalp kapak yetmezlikleri kısmen tolere edilebilirken kalp kapak darlığı olan anne adayları için hayati risk oluşabilmektedir. Bu nedenle kalp kapak hastalığı bulunan ve anne olmayı düşünen kadınların mutlaka perinatoloji uzmanı ve kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Sonrasında aileye gereken açıklama ve bilgilendirme yapılır.

Gebe kalınmasına izin verilen vakalar olabildiği gibi, gebelik durumunda yüksek ölüm riski de ortaya çıkabilir. Bu süreçte hekim olarak bizler en doğru bilgilendirmeyi yapmakla yükümlüyüz ve en öncelikli olarak hedefimiz anne sağlığını korumaktır.

Kalp hastası gebelerde riskler nelerdir?

Kalp hastalığı olan anne adayının gebe kalması durumunda, çok sayıda farklı durum gelişebilir.

Bu durumlardan;

  • Bayılma
  • Hipertansiyon
  • Kalp ritim bozukluğu
  • Kalp krizi
  • Akciğer sıvı toplaması

Bunlar ilk planda oluşabileceklerdir. Anne ve baba adayının mevcut durumu hakkında ayrıntılı bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Kalp hastası biri normal doğum yapabilir mi?

Kalp hastalığı olan anne adayının doğum şekline perinatoloji ve kardiyoloji uzmanının ortak görüşü ile karar verilmektedir. Anne adayının doğum sırasında ıkınması ile meydana gelen basınç artışı ve oto kan transfüzyonu ile anne adayının kalp ve akciğeri zorlanabilmektedir.

Kalp hastaları gebelik sürecinde nelere dikkat etmelidir?
  • Anne adayının mevcut kalp hastalığına bağlı olarak değişen ilaç kullanımı
  • Sık aralıklarla kardiyoloji ve perinatoloji uzmanı muayenesi
  • Gerekli test ve incelemelerin belirli haftalarda yapılması
  • Bebeğin kalp ekokardiyografik incelemesinin yapılması
  • Doğum şeklinin ortak karar ile hekimler tarafından alınması ve ailenin bilgilendirilmesi yapılmalıdır.
gebelikte otoimmün hastalıklar, vücudun bebeği kabul etmemesi,

Gebelikte Bağışıklık Sistemi Hastalıkları

Gebelikte riskli olabilecek immünolojik hastalıklar – bağışıklık sistemi hastalıkları nelerdir?

İmmünolojik hastalıkların bir diğer adı bağışıklık sistemi hastalıklarıdır. Bu hastalıklar erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülmektedir. Gebelik süreci kadınlarda hormonların daha yoğun çalıştığı bir süreç olduğundan gebelik sürecinde de bağışıklık sistemi hastalıkları ortaya çıkabilmektedir.

Çok sayıda immünoloji hastalık bulunmaktadır. Bunlardan bahsedecek olursak;

  • Sistemik lupus eritematosus (SLE) : Gebelik, lupus ataklarını artırabilir. Anne ve bebek için son derece riskli durumlar geliştirebilir. En uygun gebelik, renal (lupus nefriti) tutulumun olmadığı ve en az 6 aylık bir remisyon döneminden sonra oluşan gebeliktir. SLE, anne adayında en sık gebelik zehirlemesi yaparken, bebekte kalp bloğuna neden olabilir.
  • Romatoid artrit: Gebelikte romatoid artrit’te %90 oranında bir iyileşme görülür. Ancak doğum sonrası alevlenme olmaktadır. Gebelikte aspirin ve diğer non steriodler, steroidler ve azothioprine tercih edilir.
Bağışıklık sisteminin bebeği kabul etmemesi durumu nedir?

Bağışıklık sistemi kendi hücrelerini tanımakta ve kendinden olmayan hücrelere ya da yabancı olarak kabul ettiği hücrelere saldırarak kendini korumak üzerine kuruludur. Hatta bazı otoimmün denilen hastalıklar bağışıklık sisteminin bilinmeyen bir nedenle kendi hücrelerini yabancı olarak algılayıp saldırması üzerine ortaya çıkmaktadır. Anne ve baba hücrelerinin birleşmesi ile oluşan bebek de gebeliğin ilk üç ayı annenin bağışıklık sistemi tarafından reddedilmeden kabul edilmektedir. Henüz bu kabul mekanizmasının detayları bilimsel olarak ortaya çıkarılamadığı gibi bazen yeni oluşan gebelikler annenin bağışıklık sistemi tarafından yabancı algılanabilmektedir. Bu ve benzeri bazı hastalıkların temelinde de bağışıklık sisteminin kabul mekanizması yatabilmektedir. Bu konuda en çok suçlanan hastalık ise gebelik zehirlenmesi ( preeklampsi ) olarak bilinir.

Gebelikte otoimmün hastalıklar tedavi edilebilir mi?

Otoimmün bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine saldırdığı hastalıklar olarak bilinir. Bu hastalıkların tedavisinde gebelikte kullanılabilen ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu ilaçların genel olarak gebeliğin ilk üç ayında kullanımından kaçınılan tipleri de bulunabilir. Bu nedenle, immün süpresif ilaç kullanımı olan anne adaylarının gebelik planlaması durumunda gebelik öncesi perinatoloji uzmanı ile görüşmesi ve sonrasında gerek olur ise ilaç değişikliği yaptıktan sonra gebe kalınması önerilir.

 

gebelikte kan hastalıkları, itp, trombositopeni, gebelikte kan ilaçları

Gebelikte Hematolojik Hastalıklar – Kan Hastalıkları

Gebelikte kan değerleri neden önemlidir?

Vücutta dolaşım sisteminin sorunsuz işlemesi için kan değerleri büyük bir öneme sahiptir. Vücutta kan düzeyinin yeterli olması kadar üretilen kanın kalitesi, pıhtılaşması gibi pek çok değişken bulunabilir. Bu nedenle her anne adayının gebelik öncesinde, gebelik başlangıcında, gebeliğin ortasında ve sonuna doğru kan değerleri hassasiyetle ölçülmelidir. Kansızlık (Anemi) tespit edilmesi durumunda yeterli destek ürünleri ve gıda yoluyla takviye alımı sağlanmalı ve bilgilendirmesi yapılmalıdır. Hafif kansızlık (anemi) olması durumunda bebeğin etkilenmemesi mümkün olabilirken ağır kansızlık durumunda bebekte pek çok sorun ortaya çıkabilir. Bu nedenle kan -hemoglobin değerleri takip edilmeli ve anne yeterli desteği almalıdır. Burada unutulmaması gereken nokta, ikiz gebeliği olan anne adayının çok daha fazla demir desteğine ihtiyacı olduğudur.

Gebelikte hangi kan değerlerinde değişim olur?

Gebelik sırasında her anne adayında, kan dolaşımına fazladan 3 litre sıvı eklenir. Bu durum olması gereken doğal bir sıvı toplanmasıdır. Ancak bu kadar sıvının anne kan dolaşımında olması durumunda normale göre bazı değerler sınır dışında ölçülecektir. Bu nedenle normal insana göre gebelikte bazı hastalıkların veya eksikliklerin tespiti için konulan sınırlar değişebilir. Bu bilgiye sahip olunması anne adayının stresini azaltacaktır. Hekimin yeterince bilgili olması ve hastasını aydınlatması gerekmektedir.

Örnek verecek olursak;

  • Her gebelikte kan kolesterol seviyesi normal olarak yükselir, bu anormal değildir ve tedavi gerektirmez.
  • Her gebelikte gebeliğin ilk üç ayında kan tiroid hormon ölçümü dalgalanır, bu normaldir ve tedavi gerektirmez.
  • Her gebelikte kan sulanması olması nedeni ile kansızlık tanı kriterleri değişir, hemen kansızlık var denilmez.

Gebelikte hematolojik hastalıklar (kan hastalıkları) ortaya çıkabilir mi?

Evet, gebelikte bazı kan hastalıkları ortaya çıkabilir, ITP- İdiopatik Trombositopoenik Purpura denilen hastalık alevlenebilir veya lösemi – lenfoma gelişebilir. Her hastada olası şikayetler aranmalı ve ona göre testler istenilmelidir. Her hastada trombosit sayımı yapılmalıdır. Eksikliği durumunda gereken incelemeler yapılmalıdır. Trombosit aşırı yüksekliği ise başka bir sorundur. Bu durumda da gereken ilaç tedavileri planlanmalıdır.

Gebelikte görülen kan hastalıkları nelerdir?

Gebelikte anemi (kansızlık):
  • Birinci ve 3. trimesterde 11 g/dl, 2 trimesterde ise 10.5 g/dl altındaki Hb değerleri anemi tanısını koydurur.
  • Genel olarak derin anemi preterm eylem ve gelişme geriliğine neden olabilmektedir.
Gebelikte demir eksikliği anemisi (DEA):
  • Gebelikte aneminin en sık iki nedeni vardır. Bunlar akut kan kayıpları ve demir eksikliğidir.
  • Tedavide demir replasmanı yapılır. Kan transfüzyonu hasta operasyona alınacaksa veya semptomatikse düşünülür.
  • Akut kan kaybına bağlı anemi bir diğer sık görülen gebelik anemisi nedenidir.
  • Kan kaybı hızlı olmuş ve hasta semptomatik duruma gelmiş ise kan transfüzyonu yapılır.
  • Ancak 7 g/dl üzerinde hemoglobini olan ve semptomatik olmayan hastalara demir tedavisi 7g/dl altına kan transfüzyonu yapılmalıdır.
Gebelikte pernisiyöz anemisi (megaloblastik anemi):
  • Gebelikte karşılaşılan megaloblastik anemi hemen her zaman folik asit yetmezliğine bağlı gelişir.
  • Folik asit replasmanı yapılmalıdır. Folik asit eksikliği olanlarda nöral tüp defekti riski de artmıştır.
  • Genel kabul gebelik öncesi ve ilk trimester boyunca folik asitin profilaktik dozda replasmanının yapılmasıdır.
 Gebelikte B12 eksikliği:
  • Gebelikte kan B12 seviyesi normalden düşüktür. Nedeni, taşıyıcısı olan transkobalaminin azalmasıdır. Gebelikte çok nadir eksikliği görülür, çünkü görülme çağı 4. dekadan sonradır.
  • Gebelikte parsiyel veya total mide rezeksiyonu olan vakalarda, chron ve ileal rezeksiyonu olan vakalarda görülebilir.
 Gebelikte orak hücreli anemi:
  • Sickle Hb (HbS), beta zincirindeki glutamik asidin valinle yer değiştirmesiyle oluşur. Gebelikte gelişebilecek komplikasyonlar HbS konsantrasyonuna ve neden olduğu aneminin şiddetine bağlıdır.
  • Sickle cell trait gebelik genelde iyi tolere edilir, ancak sickle cell hastalığında (homozigot) maternal mortalite %2, morbidite ise %80 civarındadır.
  • Gebelik hastalığın seyrini olumsuz etkilemektedir.
  • Annede sickle cell krizi, pyelonefrit, şiddetli anemi, pnömoni ve nörolojik bulgular gelişebilir. Kriz sırasında fetal ölüm sıktır ve IUGR riski artmıştır.
  • Bu gebelerde özellikle dikkat edilmesi gereken asemptomatik bakteriüri ve pyelonefrit tablolarıdır. Pyelonefrit gelişen hastalarda böbrekten geçen eritrositlerin yıkılımı artmakta ve hastalık şiddetlenmektedir.
  • Bu hastaların pnömokok, inflüenza aşıları yapılmalı ve folik asit desteği verilmelidir. Doğum eylemi sırasında annenin yeterli oksijenizasyonu ve hidrasyonu sağlanmalıdır.
Gebelikte alfa talasemi:
  • Anne ve baba taşıyıcı olan durumda CVS ile antenatal bebekte varlığının tanısı konulabilir.
  • Anne adayında heterozigot alfa talasemide (alfa talasemi minör) klinik bulgular daha hafiftir. Gebelik daha iyi tolere edilir.
Gebelikte beta talasemi:
  • Homozigot (Beta talasemi major = Cooley anemisi) fetuslar intrauterin dönemde bulgu vermez, doğumda sağlıklıdır. Neonatal dönemde anemi ve gelişme geriliği ortaya çıkar.
Gebelikte trombositopeniler:
  • Gebelikte trombositopeninin en sık nedeni gestasyonel ( gebeliğe bağlı ) trombositopenidir. Hastalığa sekonder ise en sık nedeni preeklampsi (gebelik zehirlemesi, HELLP) sendromudur.
Gestasyonel ( gebeliğe bağlı ) trombositopeni:
  • Trombosit sayısının 150.000 altına düşmesidir. Normalde gebelikte artan volüme ve trombosit tutulumunda artışa sekonder olarak trombosit sayısı azalır. Bu durumda gestasyonel trombositopeni diyebilmek için diğer nedenlerin ekarte edilmesi
 Gebelikte ITP- İdiopatik trombositopenik purpura:
  • Reprodüktif çağdaki kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Trombosit yüzey glikoproteinlerine karşı üretilen antiplatelet antikorlar vardır. IgG bağlanan trombositler dalakta makrofajlar tarafından tutulurlar ve trombositopeni gelişir. Hastalığın seyri gebelikte değişmez.
  • Ancak IgG yapısındaki antikorlar plasentayı geçerek fetal ve neonatal trombositopeniye neden olabilirler.
  • Kesin tanısı diğer nedenler ekarte edilince konur, antikor bakmanın tanıda yeri yoktur.
  • Gebenin takibi sırasında hedef maternal trombosit sayımını 000in üzerinde tutabilmektir.
  • Trombosit sayımı 30.000’in altına düşerse prednisolone tedavisine başlanır.
  • Steroide yanıt alınamayan hastalara yüksek doz IV gama globulin verilir.
  • ITP ve Doğum: Fetal trombosit sayısı maternal değerlerle ilişkili değildir. Bu nedenle günümüzde c/s sadece obstetrik nedenle önerilmektedir.
 Gebelikte Von Willebrand Hastalığı:
  • En sık görülen herediter kanama bozukluğudur. 20 farklı alt tipi vardır. Gebelik seyrinde bir değişiklik olmaz ancak bu hastaların %50sinde postpartum kanama olacaktır.

Hematoloji hastaları (Kan hastaları) gebelikte nelere dikkat etmelidir?

Kan hastalıkları çok geniş bir gruptur. İçerisinde çok farklı tanılar içerebilir. Basit bir kansızlığın yanı sıra ciddi bir lösemi gibi kan kanserine kadar pek çok grup bu başlık altında toplanmaktadır. Dolayısıyla hastanın takibinde perinatoloji ve hematoloji uzmanının ortak karar alması ve hastaya yön vermesi en doğru yaklaşım olacaktır.

Gebelikte kan ilaçları kullanılabilir mi?

Gebelikte kan ilacı kullanımı en sık başvurulan destek ilaçlarındandır. Rutin verilmemeli, anne adayında eksiklik var ise kullanılmalıdır. Diğer ilaçlar ise perinatoloji uzmanı ve hematoloji uzmanının ortak kararı ile kullanılmalıdır.

Hematoloji hastaları normal doğum mu sezaryen mi olmalı?

Burada karar vermede, anne adayının durumu, mevcut hastalığı, hematoloji uzmanının görüşü, bebek için olası risklerin aile tarafından bilinmesi, anne ve baba adayının olası riskler açısından bilgilendirilmesi sonrası güncel bilim eşliğinde düşünülerek karar verilmelidir.

 

Gebelikte pıhtılaşma bozuklukları nelerdir?

Pıhtılaşma riski gebelikte 6 kat daha fazladır. Ayak kan damarlarında pıhtılaşma genellikle doğum öncesi, akciğer embolisi ise sıklıkla lohusalıkta döneminde görülmektedir. Gebelikte pıhtılaşma sorunu yaşayan anne adaylarının %20-50’sinde genetik bir pıhtılaşma bozukluğu tespit edilmektedir. Bu nedenle pıhtılaşma hastalığı geçiren her kadında genetik olarak pıhtılaşma hastalıkları ( trombofili ) araştırılması önerilmelidir.

Genetik pıhtılaşma bozuklukları (Herediter trombofilialar ve gebelik)

 Rutin gebelikte trombofili taraması önerilmez. Ancak kendisinde veya yakın akrabalarında pıhtılaşma bozukluğu olanlarda kesinlikle önerilir. Taramalar, mümkünse, gebelik dışında ve herhangi bir kan sulandırıcı almaz iken yapılmalıdır.

  • Genetik taramada bakılabilen hastalıklar;
    • Antitrombin eksikliği
    • Protein S eksikliği
    • Faktör V Leiden Mutasyonu
    • Protrombin G20210A mutasyonu
    • Hiperthomosisteinemi (MTHFR mutasyonu)

 Bu tarzda bir hastalık saptanması durumunda gebelik ve lohusalık döneminde aspirin ve kan sulandırıcı iğne tedavisi önerilir.

 

gebelikte tiroid, tiroid yüksekliği,

Gebelikte Endokrin Hastalıklar

Gebelikte sık rastlanan endokrin hastalıkları nelerdir?

Tiroid bezi hastalıkları gebelikte en sık görülen hormonal hastalıklardır. Tiroid bezinin az veya çok çalışması hem anne hem de bebeği olumsuz etkileyebilmektedir.  Gebelikte bir diğer ciddi değişim gösteren hormon salan bölge hipofiz bezidir. Hipofiz bezi anormallikleri ve adenomları da gebelikte görülebilmektedir.

Tiroid bezi, nefes borusu yani trakenin ön kısmında yer alır. Ağırlığı 25-40 gram olan bu bez küçük olmasına karşın vücut için oldukça büyük bir öneme sahiptir. Çünkü salgıladığı tiroid hormonlarına göre diğer organlar hızlı ya da az çalışır. Tiroid bezinin işlevleri özellikle hamilelik sürecinde çok daha büyük önem taşımaktadır. Anne karnında gelişen fetüs tiroid hormonu desteğini anneden almaktadır. Annede tiroid hormonunun az çalışması ya da hipotiroidi durumu olduğu takdirde bebeklerde zihinsel gelişim geriliği yaşanabilir.

Tiroid hormonu ayrıca gebelikte düşük, gebelikte hipertansiyon gelişimi, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) gelişimi, erken doğum, gelişme geriliği ve tiroid krizi gibi farklı durumların gelişimine de neden olabilmektedir.

Gebelikte tiroid hormonu düzeyleri değişir mi? Gebelikte tiroid hormonunun düzeyi ne olmalı?

Tiroid bezinin çalışması gebeliğin aylarına göre değişiklik gösterebilir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında doğal olarak tiroid bezi uyarılır ve TSH dediğimiz Tiroid Stimulan Hormon baskılanır. Bu sonuç hormon ölçümlerine de yansır.

Tiroid hormonları gebeliğin ikinci ve son 3 aylık döneminde ise normale döner.

Gebelik ve tiroid bezinin fazla çalışması ( Hipertiroidi – Graves Hastalığı)

Gebelikte hastalık sıklıkla şiddetini azaltır, doğum sonrası tekrar şiddetlenir. Hastalığın nedeni olan antikorlar bebeğe de geçebilmektedir. Hem anne hem de bebek bu hastalıktan kötü yönde etkilenebilir. Gebelik zehirlenmesi, erken doğum ve bebekte tiroid bezinde büyümeye neden olabilir. Kesinlikle tedavi edilmelidir.

Gebeliğin ilk üç ayında tiroid bezinin aşırı çalışması

Bu durum geçicidir ve gebeliğin ilk üç ayında görülür. Tedavi verilmesine gerek yoktur. 3. aydan sonra kendiliğinden düzelecektir.

 Gebelik ve tiroid bezinin az çalışması ( Hipotiroidi )

Tiroid bezinin normalden az çalışması kadında kısırlık, düşük, bebekte gelişme geriliği ( en sık ), gebelik zehirlenmesi ve bebekte nöral gelişim bozukluğuna neden olabilir. Bu nedenle hormon eksikliği tespit edilen vakada yeterli tedavi verilmelidir. Düzenli aralıklarla takip edilmelidir. Gebelik haftası artıkça verilen ilacın dozu artırılır.

Subklinik hipotiroidism:

TSH artmış, serbest tiroid hormonları normaldir. Gebeliğe olumsuz etkisi yoktur. Antitroid antikor pozitifliği saptanır ise tedavi verilir, negatif ise sadece takip edilir.

 İyot eksikliği ve gebelik:

İyot, bebeğin beyin gelişimi için çok önemlidir. Şiddetli iyot eksikliği olan bölgelerde endemik zeka geriliğine neden olabilir. Gebelik ve emzirmede ek olarak 150 mikogram/gün alınması önerilir.

Gebelikte (Hamilelikte) tiroid ilaçları kullanılabilir mi? Tiroid hastaları gebelikte nelere dikkat etmelidir?

Gebelik öncesinde yapılan kontrollerde eğer anne adayında tiroid hormonlarında yükseklik (hipertiroidi) ya da azlık (hipotiroidi) fark edildiyse veya gebe kalınmadan önce tiroid bezi kanseri geçirildiyse mutlaka gebe kalınmadan önce tiroid hormonu ilaçlar ile normal düzeye çekilmelidir. Tiroid hormon düzeyleri gebelik sırasında da her ay mutlaka kontrol edilmeli ve kullanılan ilaçların dozu gereksinime göre belirlenmelidir. Dolayısıyla tiroid tedavisi gebelik süresince de titizlikle takip edilmeli ve sürdürülmelidir.

Tiroid bezi hastalığı olan ve gerekli ilaç kullanımı olmayan anne adaylarında aşağıdaki durumların yaşanma riski de artacaktır;

  • Gebelik zehirlemesi( preeklampsi)
  • Gizli şeker hastalığı
  • Bebekte gelişme geriliği
  • Bebekte doğum sonrası mental ve motor gelişim geriliği
  • Aşırı kilo alımı
  • Annede tiroid fırtınası
  • Annede tiroid krizi
  • Annede kalp yetmezliği
  • Tiroid hastalığının daha belirginleşmesi

Bu nedenle, tiroid hastalığı olanların düzenli takip edilmesi hem anne hem de bebek sağlığı için çok önemlidir.

 

gebelikte diyabet, şeker tarama testi, şeker yükleme testi, diyabet hastalığında doğum

Gebelikte Şeker Hastalığı

Gebelik şekeri nedir?

Her gebelikte, bebek sağlığı için anne adayının kan şekeri bir miktar artar. Bu durum gebeliğin doğasında olan normal değişikliklerdir. Gebelikte kan şekerinin bir miktar yüksek seyretmesi, açken ani kan şekeri düşmesi veya yemek sonrası kan şekerinin yüksek seyretmesi gibi durumlar son derece normaldir. Anne adayının pankreasının sağlıklı çalışması durumunda sorun olmamaktadır. Ancak anne adayının pankreasının yetersiz insülin sentezlemesi durumunda gebelik şekeri ortaya çıkar. Bu duruma tıbben gestasyonel diabet, halk arasında ise gebelik şekeri veya gizli şeker denilmektedir.

Hamilelikte şeker neden önemlidir? Hamilelikte şeker kaç olmalıdır?

Gebelik sürecinde kan şekerinin yüksek seyretmesi hem anne hem de bebeği olumsuz etkilemektedir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında kan şekerinin yüksek seyretmesi bebekte bazı anormalliklerin gelişmesine neden olabilir. Açlık kan şekeri ve tokluk kan şekeri düzeyine göre takip edilen ve geçmiş üç aylık kan şekeri ortalaması hakkında bilgi veren HBA1C denilen kan testi ile takip edilmektedir.

Şeker yükleme testi kimlere yapılmalıdır?

Şeker yükleme veya tarama testleri, belirli hasta gruplarına özellikle yapılmalıdır. Bu testlerin yapılma haftası ise hastaya göre değişmektedir. Normalde 24-28. gebelik haftası arasında yapılan testler, bazı riskli anne adaylarında çok daha erken gebelik haftalarında yapılabilir. Gebelikte şeker taraması erken dönemde yapılması gereken anne adayları;

  • Önceki gebeliğinde gizli şeker çıkan anne adayları
  • Polikistik over sendromu olan anne adayları
  • Kilolu anne adayları
  • Ailede şeker hastalığı olan anne adayları
  • Önceki bebeği iri doğan anne adayları
  • Steroid kullanan anne adayları
  • Gebelikte hızlı kilo alan anne adayları’dır.

Şeker yükleme testi zararlı mıdır? Nasıl yapılır?

Tarama testleri, gizli şeker hastalığını tarayıp riskli hastayı belirlerken, yükleme testleri tanı koymak için yapılır. Günümüzde bir tane tarama testi ve iki tip tanı testi vardır.

Şeker Tarama Testi:
  • 50 gram şeker tarama testi : Bu bir tarama testidir, test için aç veya tok olmanın bir önemi yoktur ve aç olmak şart değildir. 50 gram glukoz içilir ve sonrasında bir saat beklenir. Bir saat sonra kan şekeri ölçümü yapılır ve bu değere göre ya ikinci teste geçilir, ya da hastada taramada risk çıkmadığı belirtilir.
 Şeker Yükleme Testleri:
  • 75 gram şeker tanı testi: Sabah aç karnına yapılan testtir ve tanı koymak için yapılır. Günümüzde tarama yapılmadan, direkt 75 gram testte yapılabilir. Üç kez kan şekeri bakılır, bir değer anormal ise gizli şeker tanısı konulur.
  • 100 gram şeker tanı testi: Sabah aç karnına yapılan testtir. 4 kez kan şekeri alınır. İki değeri yüksek çıkar ise hastada gizli şeker tanısı konulur.

Daha fazlası için bakın : Gebelikte Gizli Şeker Taraması 

Şeker (Diyabet) hastalığı gebeliği etkiler mi? Tip 1 diyabet hastalığında gebelik riskli midir? Tip 2 diyabet hastalığında gebelikte nelere dikkat edilmelidir?

Gebelik öncesi var olan şeker hastalığı hem anne hem de bebeği çok kötü etkileyebilmektedir. Bu nedenle şeker düzeyinin normal olması gerekmektedir. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında yüksek olan kan şekerleri bebekte anormalliklere neden olabilmektedir.

Yüksek şekerin bebekte ilk üç ayda neden olabildiği anormalliklerin bir kısmı;
  • Kalpte delik olması (VSD)
  • Sırt kemiklerinde açıklık olması ( Spina Bifida )
  • Kuyruk sokumu ve ayaklarda gelişmeme ( sakal agenezi )
Yüksek şekerin annede neden olabildiği durumlar;
  • Hipertansiyon ( gebelik zehirlenmesi )
  • İri bebek nedeni ile sezaryen olunması
  • Şeker koması ( ketoasidoz )
  • Böbrek yetmezliği gelişmesi

İşte bu nedenlerle, gebelik öncesi şeker hastalığı varlığı bilinen anne adaylarının kesinlikle değerlendirilmesi gerekmektedir. Kan şekeri istenen değere düşmeden gebe kalınmasına izin verilmemelidir. Kan şekeri düzene oturduktan sonra gereken ilaçlar ayarlanır ve gebeliğe bu durumda izin verilir.

Şeker (Diyabet) hastalarında doğum şekli ne olmalıdır?

Normalde şeker hastalığı olan anne adaylarının, bebekte ve annede herhangi bir sorun yoksa, normal doğum yapması istenir. Ancak iri bebek veya diğer olumsuz gelişmelerin olma riski varlığında, sezaryen doğum kaçınılmazdır. Burada önemli olan annesi şeker hastası olan ve gebelikte insülin kullanımı olan gebeliklerde doğumun kontrol altında yapılması ve gebeliğin 40 haftayı geçmesine izin verilmemesidir.

gebelik zehirlenmesi , gebelikte hipertansiyon

Gebelikte Hipertansiyon

Gebelikte, tansiyon artışı anne ve bebek hayatını tehlikeye sokan bir diğer durumdur. Yeterli önlem alınması durumunda kısmen engellenebilen bir hastalık olan gebelik zehirlenmesi (preeklampsi), başladığı haftaya göre özellik göstermektedir ve ortaya çıktığı haftalara göre isimlendirilmektedir.

  • Erken başlangıçlı (24- 28. hafta başlangıçlı) preeklampsi 
  • Geç başlangıçlı (34 – 37. hafta başlangıçlı) preeklampsi 

Gebelikte hipertansiyon riskli midir?

Gebelikte meydana gelen tansiyon artışı anne ve bebeği son derece olumsuz etkilemektedir. Anne adayının kriz ( eklampsi ) geçirmesine, bebeğin eşinde kanama olmasına ve plasenta dekolmanı denilen ( bebeğin eşinin ayrılması ) hastalığa neden olabilir.

Gebelikte tansiyon neden yükselir?

“Gebelikte tansiyon neden yükselir” sorusunun tam bir cevabı yoktur, ancak belirli bir grup anne adayında tansiyon artışı riski bulunmaktadır. Gebeliğinde tansiyon artış riski olan anne adaylarını sıralayacak olursak;

  • İlk gebeliği olan anne adayları
  • 35 yaş üstü anne adayları
  • 18 yaş altı anne adayları
  • Aşırı kilolu anne adayları
  • Şeker hastalığı olan anne adayları
  • Antifosfolipid sendromu olan anne adayları
  • Gebelik öncesi tansiyonu olan anne adayları
  • İkiz gebeliği olan anne adayları sayılabilir

Gebelikte hipertansiyon tedavi edilebilir mi?

Gebelikte gelişen hipertansiyon hastalığı veya tıbbi adı ile preeklampsi denilen durum, maalesef kesin tedavisi olan bir durum değildir. Ancak kısmen engellenebilmekte ve kısmen tedavi edilebilmektedir. Burada önemli olan zamanında ve yeterli tedavi seçeceğinin anne adayına sunulmasıdır. Gebelikte kullanılabilecek antihipertansiflerin verilmesi, kriz önleyici tedavinin başlanması, anne bakımının tam olarak yapılması, bebek için uygun bakımın yapılabileceği bir merkezde bulunulması gibi çok sayıda önlem alınabilir.

Femera Hakkında

İstanbul Ataşehir’de konumlanan Femera Klinik olarak amacımız ihtiyaç duyduğunuz kadına dair tüm sağlık sorunlarında yanınızda olmak.

Çalışma Saatleri

Pazartesi - Cuma: 10.00 - 18.00Cumartesi: 10.00 - 15.00 Pazar: Kapalı

İletişim

Telefon: 0216 759 06 75Barbaros Mah. Ardıç Sk. Varyap Meridian Sitesi 4 Katlı Plazalar Kısmı G2 Blok K:3 D:17İletişime Geç
Frame 23
Whatsapp Destek
Sorunuz mu var? Bize yazabilirsiniz.